Film analizlerim ile bu sayfadayım. Daha fazlası için film okuma atölyelerimi takip edebilirsiniz.

Merhaba, sonunda tembellik ettiğim bir konuyu hayata geçiriyorum. Yıllardır incelediğim birçok filmi kısmen, artık  burada sizlerle paylaşıyorum. Filmler hakkında derinleşmek için atölyelerimi takip edebilirsiniz. Bir süre kadın yönetmenlerin filmleri üzerinden incelemelerime devam edeceğim. Bu sebepten danimarkalı bir kadın yönetmenin filmiyle başladım ilk analizime. Sonrasında dünyanın çeşitli ülkelerinden hemcinslerimi desteklemeye devam edeceğim. Bu sektöre yıllarca emek veren bir kadın olarak, kendimizi ve emeğimizi görünür kılmak için ne varsa yapacağım. Siz değerli okuyucularımdan; yorum, destek ve paylaşım rica ediyorum. Selam ve sevgilerimle keyifli okumalar. 🙂

yazı

Reklamlar

One Day- 2011

 

ONE DAY FİLM ANALİZİ

One day filmi ; 2011 yılı’ na ait bir roman uyarlaması. Türü romantik drama olan filmin yönetmeni; Danimarkalı kadın yönetmen Lone Scherfig. Filmografisine buradan ulaşabilirsiniz. Yönetmenin bildiğimiz filmleri arasında; yeni başlayanlar için İtalyanca, Wilbur ölmek istiyor ‘ da var. Film “in medias res” filmin içinden bir sahne ile başlıyor. Havuzda yüzen Emma’nın kesik kesik nefesi özellikle hissediliyor. Sonrasında yüzünde düşünceli bir ifade ile bisiklet süren Emma’ yı görüyoruz. Filmsel zamanı bize gösteren bir geçişle 15 temmuz 2006 yılından, 15 Temmuz 1988 yılına geçiş yapıyor ve hikayeyi geri sarıyor film. Yaklaşık 107 dakika boyunca iki insanın 18 yıllık ortak yaşamına, filmin temasını oluşturan “bir gün- 15 temmuz Aziz Agustin” günü üzerinden tanık oluyoruz. O gün başlayan bir hikaye, sonrasında da o gün üzerinden bir dünya kurulmuş filmde.

Karakterlerimiz Dexter ve Emma bir mezuniyet sonrasında vedalaşırken tanışırlar. Aslında filmin önemli 3 karakteri biz henüz farketmemişken aynı kadrajdadır. Emma , Dexter ve yıllar sonra karısını kapan Dexter’in arkadaşı. Karakterlerin filmlerin açılışlarındaki kurulum sahnelerini çok severim. Kendileriyle ilgili çok şey söylemeden dolaylı olarak çok güzel anlatırlar kendilerini. Bu mezuniyet sahnesinde de Dexter’ in yıllar sonra karısını kapan arkadaşı açılış sahnesinde, Dexter’ in flört ettiği kızı öper. Dexter bu duruma tepki vermez ve o esnada Emma ile tanışmaya çalışır. Çalışmak diyorum; geçmişte bir kaç kez aynı ortamda bulunduklarını anlarız ama Dexter için bu durum o kadar önemsizdir ki, o ana dair hiçbir şeyi hatırlamaz. Emma ise o ana dair detaylarla doludur. Anlarız ki Emma, Dexter’ i çok daha öncesinde dikkatine almıştır. Bu bir roman uyarlaması, fakat ben romanı okumadım. Romandan filme uyarlanan her hikayede seyirci her zaman filmi eksik bulur. Çünkü hepimizin hayal gücü eşsizdir. Bu sebepten karakterlerin romanda nasıl işlendiğine, hikayenin nereden başladığına dair bir fikrim yok. Filme dönecek olursam 15 Temmuz 1988 yılında başlayan bir gençlik kaçamağıyla başlayan tek gecelik bir ilişkinin Emma’nın kuralcı ve yönetici tavırlarıyla ısrarla arkadaşlık sınırları içerisinde tutulma çabasıdır aslında filmde anlatılan. When Harry met Sally’ de de benzer bir durum yaşanmıştı. Onlarda yaklaşık 12 yıl arkadaş kalıp sonunda evlenip, romantik komediden beklenen bir mutlu sona kavuşmuşlardı. One day ise romantik bir drama, dolayısıyla bizi her zaman bir mutlu son beklemeyebilir. Bu sebepten Emma, sonu trajik bir karakter. Filmin yapısına bakacak olursak Emma’nın hayatını kaybetmesi aslında seyirci olarak beni sarstıysa da, bu film Dexter’in değişim hikayesi üzerine kurulu.Peki Dexter değişebilecek mi?

   Emma’nın karakteri

           Emma, naif, romantik, kırılgan bir karakter. Duygularını kolayca açıklayamıyor. İltifat ile karşılaştığında kendini sabote ediyor ve kendini kötülüyor. Özgüveni ile ilgili sorunları var. Yardım istemiyor, sorunlarıyla ve eksiklikleriyle kendi yüzleşiyor, yavaş ama kararlı ilerliyor, duygularına yenilmiyor. Dexter’a derinlemesine yansıtamadığı hisleri olmasına rağmen, Dexter’ in onu üzüp ona zarar vereceğini biliyor. İrade sahibi diyebiliriz. Emma neden böyle temkinli ve her durumu yönetmek ister gibi davranıyor, bunun filmde altı çizilmiyor. Romanda bahsediliyorsa da ben bilmiyorum. Davranışların arkasında geçmiş tecrübelerin yattığını birçoğumuz biliyoruz. Ben bunu kişisel tecrübelere, geçmişte yenmiş kazıklara,ve yaşadığı kalp kırıklıklarına bağlıyorum. Bana göre; cesaretsizliklerinin yanındaki temkinli cesaretinin gücü, aslında kırılganlığından geliyor.  Emma’nın dünyasındaki karakter sayısı da sınırlıdır. Ailesi hakkında bir şey bilmiyoruz. Ev arkadaşı ve sevgilisi Ian dışında dünyasında bize gösterilen kimse yok. Londra’ya şair olmak için gelir. Ucuz bir apartman dairesine yerleşir. Bir yıl içinde şehrin tozunu attıracağım der, fakat bir yıl sonra beklediği hiçbir şeyi gerçekleştirememiştir ve şehir ona havlu attırır. Küçücük bir meksika restoranında garsonluk yapmaya başlar, özgüveni giderek düşmüştür o restoranda ona daha iyi bir mevki teklif ederler. Bunu da gidecek yeri olmayan kişilere yaptıklarını kendine söylerler. Kısacası restoranda çalıştığı sürece özgüveni yerlerdedir Emma’nın. Bu sebepten Dexter’ın yaşantısı ona hayranlık verici ve renkli gelir. Zamanla yıllar içinde Emma da değişiklik gösterir. Başka biriyle tanışır, başka bir üniversite bitirip öğretmen olur, ev alır, hayalini kurduğu romanını yazar. Gelişimi yavaş ama istikrarlıdır. Bu değişim fiziksel ve zihinsel boyuttadır. Duygusal olarak duyguları Dexter’a aittir. Buna rağmen kendini kapıp koy vermez. Yıllar sonra birbirlerine artık aşklarını itiraf ettiklerinde Emma’nın ağzından ilginç sözler dökülür. “Beni üzersen, beni aldatırsan, bana acı çektirirsen seni öldürürüm Dexter. – Dexter cevap verir; söz veriyorum yapmayacağım”  Sanki arada bizim seyirci olarak bilmediğimiz bir şey varmış gibi. İçimden huylu huyundan vazgeçer mi demek geliyor Emma’ya. Too late… 🙂  Emma,  kendi parıltısız hayatı içinde debelenirken, Dexter’in her zaman gözünü kamaştırmaktadır.  Bir anlamda elde edilemeyen arzu nesnesidir. Filmdeki dövme detayının yin tarafıdır.

Dexter’in karakteri

       Dexter, filmin açılış karesinden itibaren, ayağı hiçbir anlamda yere basmayan, erginlenmemiş bir karakterdir. Drama’da ki bir karakterin değişim ihtiyacı her zaman önemlidir. Seyirci olarak kahramanın bize hangi deneyimi yaşatacağını görmek isteriz. Karakter gerçekleştirdiğinde seyirci de kendi başarmış gibi hisseder kendini. Film boyunca Dexter, seyirciyi aslında çok tatmin etmez. Değişen değil, değiştiren bir karakterdir (katalizör). Başkalarını yüreklendirecek enerjisi var, ama kendiyle ilgili içsel bir gücü yok. Bu noktada aklıma C.G.Jung’ un sözü geliyor “Dışa bakan düş görür, içe bakan uyanır”.  Emma’ya sana hayatın boyunca bir hediye vermek istesem o özgüven olurdu der. Bana göre kendi özdeğerden yoksun bunu kabullenmemek içinde sürekli, içki ve uyuşturucunun esiri oluyor. Nasıl değişecek diye merakla izlediğimiz karakter aslında film içinde defalarca kendi ağzından kendini ifşa eder. Dexter, hayatta hiçbir konuda derinleşemeyen bir karakterdir. Yoğun yüksek duygulara sahiptir. Cinsellik, alkol ve uyuşturucu hayatının vazgeçilmez sacayaklarıdır. Dexter’i film boyunca çok uzun yıllar ayık göremeyiz. Sanki kendinden intikam alır gibidir. Kendini bilinçdışı bırakmaya çalışır bile isteye. Çünkü çok yanlızdır. Kendiyle yüzleşmeye ve başbaşa kalmaya cesareti yoktur.  Kendini gösterme şekli, marka kıyafetler, etiketler, pahalı seyahatler, çılgın partiler, popüler kimliklerle arkadaşlık, popüler tv şovları sunmak üzerindendir. İstediği olmadığında çocuk gibi ağlarken defalarca görürüz Dexter’i. Dexter kendine her ne kadar özenilecek ışıltılı bir hayat yaratmaya çalışsa da, kendi ağzından da içinin kan ağladığını duyarız. Biçimiyle içeriği uyuşmaz. Kendini değerli kılmaya çalışırken daha çok değerini düşürür ve hayata intikam alır gibi davranır. Onun için her şey yüzeyseldir.  Hindistan’a kendini bulmaya gitmiştir, belli ki aradığı şey orada değildir.  Ailesi ile olan ilişkisi, hayatındaki kadınlarla olan ilişkisi, çalışma arkadaşlarıyla olan ilişkisi filmin açılışından kapanışına kadar bir düşüş gösterir. Dexter başlangıçta yakaladığı parlak yaşantıyı kendi cehennemine dönüştürmüştür. Bu negatif değişimi fiziksel olarak da Dexter’in hikayesinde görürüz. Aslında temel ihtiyaçlarından biri, takdir görmektir Dexter’in . Ailesiyle ilişkilerine baktığımızda ailede onu takdir eden Anne figürü bile bir süre sonra bunu keser. Kanser olduktan sonra annesi; “eskiden iyi biri olmaya yakındın, şimdi oradan çok uzaksın, iyi biri olma ihtimalin yok” diyerek Dexter’in çöküşünü hızlandırır. Benzer bir cümle de Emma’nın ağzından bir yemek sahnesi sonrası dökülür. Emma; “Seni seviyorum, ama artık senden hoşlanmıyorum, çünkü eskisi gibi değilsin” der. Eskiden de iyi değildin fakat şuan daha kötüsün, kim olsa etkilenir ben de olsam yıkılırdım. Dexter da öyle yaptı, bu onun dünyasında yıkım cümlesiydi, takdir kazandıracak ondan beklenmeyen şeyler yapmanın vakti gelmişti.  Dexter ondan beklenmeyeni yapar, evlenir çocuk sahibi olur, gösterişli kariyerini kaybeder, karısını en yakın arkadaşına kaptırır. Derinleşme sorunu devam etmektedir.  Hala gerçekleştiremediği bir projesi vardır o da  Emma. Film boyunca Dexter yetişkin olamaz, bana göre sadece burnu sürter ve  yaş haddinden yavaşlar. Bunu filmin sonuna doğru, onu en yakın arkadaşıyla aldatan karısına sarılmasından ve tepki vermemesinden bile anlayabiliriz. En son sahnede takdir beklediği kişi 11 yaşındaki kızıdır. Filmin sonunda kızına; ” benim en yakın arkadaşım sensin, peki senin kim? sorusuna kızı annem sanırım diye yanıt verir. Takdir bekleme huyu son kareye kadar devam eder. Bu da bir değişim yaşamadığını bana hissettiriyor. Dexter kendini gerçekleştiremedi en azından filmde. Romanda durum nasıl onu bilmiyorum :).

Filmin atmosferi ve yapısı

         Filmin genel rengi, pastel ve koyu tonlardadır. Açılış karesindeki havuz sahnesi soğuk renkte , üniversitedeki mezuniyet anları neredeyse soğuk mavi, gri tonlardadır. Filmdeki en renkli sahneler Meksika restoranında görülür. Geri kalan sahnelerde özellikle Dexter’ in evinde koyu tonlar fark edilir. Evdeki sahnelerde genellikle yağmur hakimdir. Kadrajlar nadiren genişler. Dexter’ in çöküşü ile beraber daha yakın planlar görürüz filmde.

Her filmin kendine has bir yapısı vardır. Nedir yapı? Yapı kısaca bir hikayeyi anlatış biçiminizdir. Bu filmde yapıyı belirginleştiren dramatik öğelerden ilki, filmin içinden bir sahneyle filmin açılışı yapmak olarak karşımıza çıkar. Bir diğeri de, 15 temmuz azizler günü üzerinden bir yineleme yaparak, yaklaşık 21 yılı hikayeleştirmeye çalışacak bir anlatım dili geliştirerek olmuştur. Filmsel zamanda uzun yılları anlatan filmlerde buna benzer yapılar görmek mümkün.

Arkadaşlık; filmde en çok tekrar eden temalardan biri. Dexter’in arkadaşlıktan anladığı nedir? Dexter’i sadece ihtiyaç duyduğu anlarda Emma’yı ararken görüyoruz. “Çok kötüyüm gel, çok yanlızım gel, konuşmak istiyorum telefonu aç vs vs ” derken. Emma ise Dexter ile olan görüşmelerinde genellikle çevresindeki arkadaşlarını şikayet edip öğütler veriyor ona. Filmde uzun yıllar aslında bir araya da gelmiyorlar. Emma bilerek telefonlarına bile çıkmıyor. Aslında görünüşte sağlam bir arkadaşlık da yok. Dexter bunu zaten filmde bir diyalogda belirtiyor. Dexter ; “Hayatımda kimseye karşı özel bir durum hissetmiyorum, sadece sana özel değil herkese duygum bu, fakat belki seninle farklı olabilir diyor“. Bu açıdan buna sağlıklı bir arkadaşlık olarak bakamıyorum.

Sonuca yaklaşırken; film ana karakterlerden birinin doruk noktasında ölmesi sebebiyle izleyicide bir tamamlanmışlık hissi yaratmıyor. Bir yarımız Emma ile gidiyor tabiri caizse. Dexter’ in filmin sonunda, yıllarını vererek daha aklı başında görünmeye çalışma çabası seyirci olarak bize yetmiyor. Biz hafızamızda bu geç gelen aşkı idealize etme ihtiyacı hissediyoruz. Bu sebepten de bence kapanış sahnesi, bir açılış sahnesi gibi tasarlanmış. Zihnimizdeki ve kalbimizdeki o geç gelen aşkı canlı tutma ihtiyacına bu tasarım hizmet ediyor. Her film bir deneyim iyi seyirler. 🙂

 Kader Bayraktar   –  Kasım 2018